Tarih: 02.05.2012 00:00

Yeni Anayasa

Facebook Twitter Linked-in

Yeni Anayasa


 Mehmet Koç


         Son günlerde Anayasa çalışmaları biraz daha hız kazandı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek?in, yeni bir anayasa yapılması konusunda kendisini siyasi partilerden daha çok sorumlu hissetmesi nedeniyle anayasa çalışmaları yeniden gündeme oturmuş durumda.


         Bilinmelidir ki, Türkiye?deki bütün sosyal gurupların yapılacak yeni anayasadan beklentileri farklıdır. Herkesin istemleri de onun için çok daha önemlidir. Anayasa toplumun arzularına göre şekillenirken, çok özel sayılabilecek talepler bir yana bırakılmalı, daha çok geniş sosyal gurupların istemlerine göre yenilikler getirilmelidir.


         Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi yeni anayasa yazılırken; mevcut anayasada var olan milliyetçi ve ırkçı sayılabilecek tanımlamalar, hiçbir tereddüt gösterilmeden anayasa metninden çıkarılmalı, Türkiye?de yaşayan bütün etnik gurupların hak ve hukuku eşit bir şekilde vurgulanarak güvence altına alınmalıdır.


         Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana ilk kez kendi iradesi ile bir anayasa yapmak istiyor. O nedenle sivil irade tarafından yazılacak bu anayasa; mutlaka özgürlükler ve insan hakları sütunları üzerine inşa edilmelidir.


         Çünkü sade vatandaşları alakadar eden en önemli yenilikler bunlardır. Yurttaşlar kendilerini diledikleri gibi tanımlayabilmeli, ana dilini rahatlıkla konuşabilmeli, daha da önemlisi ana dili ile eğitim yapabilmelidir.


         Yeni anayasa ile ıllerin idaresi halk iradesine bırakılmalı, bugüne kadar atama yoluyla yönetilen vilayetler halk tarafından seçilecek valiler tarafından idare edilmeli, böylece il valilerinin seçimle iş başına gelmelerine cevaz verilmelidir.


         Tayın yoluyla gelen ıl valilerinin milli irade ile seçilen milletvekillerinin önünde olması, keza seçimle oluşturulan il genel meclisinin ve belediyelerin onay mercii olması, hiçbir demokratik düşünce ile izah edilemez.


         O sebeple Valiler mutlaka seçimle iş başına gelmeli, il yöneticilerini valiler tayın etmeli ve bu şekilde halka karşı doğrudan sorumlu olmalıdırlar. Yoksa şimdiki gibi; iş yapmaktan çok iktidar yanlısı olmanın yeterli görüldüğü atamalı bir valilik müessesesi ile il yönetimi ila nihayet sürdürülemez.


         Bu itibarla,daha çok bazı kurumların yetkilerinin kırpılmasına yönelik anayasa değişiklikleri sade yurttaşlar için fazla önem taşımaz. Genel Kurmay Başkanının Savunma Bakanlığına bağlanması, Milli Güvenlik Kurulunun kaldırılması, YÖK?ün Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması ya da yerindelik konusunda mahkemelerin idari işlemlere müdahale etmemesi için getirilecek değişiklikler, ne sosyal gurupları ne de yurttaşları çok alakadar etmiyor.


         Deniliyor ki: valiler seçimle işbaşına gelirse fiilen bir eyalet sistemi oluşturulmuş olur. Bu şekildeki bir valilik sisteminde öyle düşünüldüğü gibi bir bağımsızlık durumu söz konusu değil. Ağrı Belediye Başkanı nasıl seçiliyorsa Ağrı Valisi de aynı yöntemle seçilip iş başına gelecek hepsi o kadar.


         Onun ötesinde; seçilecek vali halktan biri olacak, halkın dilini konuşacak, halkı anlayacak, sorun ve sıkıntılara anında müdahale edebilecek, daha da önemlisi yurttaşlar kendisi ile doğrudan görüşme imkan ve fırsatı bulabilecek, böylece sorunlar birinci elden valiye aktarılabilecek.


          Mevcut durumda belli kişiler dışında il valisi ile kim doğrudan görüşebiliyor ki? Bırakınız valiyi, bir daire müdür ile doğrudan görüşmek dahi çoğu zaman mümkün olmuyor. Nasıl ki hemşerilerimiz Ağrı Belediye Başkanı Sayın Hasan Aslan ile istedikleri vakit görüşebiliyorlarsa, onun gibi seçtikleri valileri ile de görüşebilecektir.


         Bunun kötü yanı ne olabilir ki? Valinin bir siyasi parti tarafından tayın edilmesi daha mı iyi olur?






Orjinal Habere Git
— HABER SONU —