Tarih: 30.11.2014 08:56

Memleketimden müstesna insan manzaraları:

Facebook Twitter Linked-in

Hamasî Namdar Çamlibel Yazıyor
Apê Şêx Seîd (Şeyh Said Kaya) ile nasıl ilk tanıştığımı çok iyi hatırlıyorum.
On yaşlarındaydım. Bizim koca bahçenin kerpiç duvarları her bahar ya da yaza doğru, artık yağmur ve kar sularından dolayı mı, yoksa karşı bahçeden gelen çeşmenin sularından mı nedir, bölüm bölüm yıkılıyordu ve bahçe otoban gibi yoldan geçenlerin görüşüne açılıyordu.
Rahmetli babam da, her seferinde iki adam tutup biryerlerden kerpiç getirtiyor ve yıkılan yerleri yeniden ördürüyordu. Bu döngü hemen her sene en az bir defa yaşanıyordu.
Bu sefer de babam yine yanılmıyorsam aynı ustaları tutmuş, kerpiçleri getirtmişti. Ağabeyim Metin`i çağırdı, hem iş çabuk bitsin hem de olur da bir şeyler lâzım olur diye başlarına dikti ve çarşıya gitti.
Tabi ağabeyim de her zaman olduğu gibi beni çağırdı ve ustaların başına dikti. Sonra da kayıplara karıştı.
Oldum olası, şu duvar örme sanatını çok sevmişimdir. Lego gibi, herşey hesap kitap ve terazi işi. Büyüyünce nasıl Mason olamadım, ben de şaşıyorum? Duvar ustası olsaydım hiç olmazsa...
Herneyse ben böyle ustaların yanında bekler ve onlarla haşır-neşir olurken, oldukça uzun boylu, esmer, omuzları geniş, üzerinde çok şık bir pardesü ve içinde gayet güzel kareli bir ceket olan eshabe gibi bir amca geldi, yanımızda durdu. Bize baktı. Yapılan çalışmayı pek de onaylamayan bir kafa hareketiyle, bana döndü, Kürtçe olarak;
- Tu kurê kê yî?(Sen kimin oğlusun?)
- Kurê Xalisê Şame.(Şame`nin oğlu Halis`in oğluyum)
- Bavê te li ku ye?(Baban nerede?)
- Nizanim, ne li malê ye!(Bilmiyorum, evde değil)
- Here bavê xwe re bêje; Apê Seîd digot; bavê te zar e? Ev çîye bavê te, her sal van dîwaran dide pînekirinê, dîsa hurdişin! Bêje bila binî bi keviran bijenin, paşê kerpîçan bidin ser! Nabîne ev ava dinyayê dide binê diwaran! (Git babana söyle, de Said Amca diyordu; senin baban çocuk mu? Bu nedir? Baban her sene bu duvarları yama yaptırıyor ve her sene yine bir yerden yıkılıyorlar!Söyle duvarların temelini önce taşla bir kaç sıra ördürtsün, sonra üzerine kerpiç koysunlar! Baban görmüyor mu, her sene dünya kadar su akıyor bu duvarların diplerine!)
Hem ustalar hem de ben, öyle donduk kaldık yerimizde. Bi zoruma gitti, bi zoruma gitti anlatamam. Hadi ben neyse de, bu amca resmen babama neredeyse `babanın kafası çalışmıyor(!)` dedi.
Normalde benim gibi bir fırlama, beş-on metre uzağa gider, sonra da ağzına geleni sayar karşıdakine. Ama rahmetli Şêx Seîd Amca`da bir boy-pos, bir karizma var ki bırak dilimi, nutkumu, ayaklarım da tutuldu birden. Zarzor;
- Temam Apo, ezê bavê xwe re bêjim.(tamam amca, babama diyeceğim) diyebildim.
O gün bana zehir oldu daha! Öğleden sonra babam geldi, tabi ağabeyim hâla ortalıkta yok! Ağabeyimi sordu, bende; `bilmiyorum, beni buraya dikti, hemen gelecem dedi. Gitti bir daha da gelmedi!` dedim.
- Kengê çû? (Ne zaman gitti?)
- Nizanım, deh deqqe piştê te ew jî çû.(Bilmiyorum. Senden on dakika sonra o da gitti)
Ağabeyim gitmemiş olsaydı, hiç olmazsa benim Şêx Seîd Amca`dan yediğim fırçayı o yemiş olacaktı. Sırf bu yüzden babam acısını ondan çıkarsın diye doğruyu söyledim. Yoksa `az önce gitti` diye sallar kurtarırdım ağabeyimi her zamanki gibi...
Önce okkalı bir küfür salladı babam, ağabeyimin annesinin sülalesine! Annelerimiz ayrı ya değmiyor bana! Sonra hiç birşey olmamış gibi geldi, örülen duvarın sağına soluna baktı, güzel olmuş türünden bir şeyler söyledi, arkasını döndü eve doğru yürüyordu ki, yetiştim arkasından;
- Gava dinê yek hat, got navê min Seid e, ji te re da xebera û çû! (Az önce biri geldi, dedi benim adın Said`dir ve sana küfür etti ve gitti!)
Gözüme kan girmiş ya, illa bir katliam çıkaracam bu gün.
- Yekê ça bû? (Nasıl birisiydi?)
- Yekê talyanê bilind bû! (Uzunboylu, iri-yarı birisiydi!)
- Te tiştek negot jê re?(Sen bi`şey söylemedin mi kendisine?)
- Na! Got; serê bavê te naxebite! Bila binê dîwaran bi keviran bide jenandin, paşê kerpîçan bidin ser! (Hayır! Dedi ki; senin babanın kafası çalışmıyor! Temelini taş ördürtsün duvarların, sonra kerpiçleri üzerine!)
-Şewqa serê wî jî hebû?(Başında şapkasıda var mıydı?)
- Erê! Têr ji te re da xebera! (Evet! Doyunca sana sövdü-saydı!)
Kürtlerde meşhur bir deyim var; `Fesadî boy Xwedê ye!` (fesatlık Allahrızası için yapılır!) Artık bir olay çıkarmak için iftira atıyorum rahmetli Şêx Seîd Amca`ya. Ama babam hiç oralı bile olmuyor!?.
- Hee! Usanê ewa, Apê Şêx Seîd e. Gotina xwe dibêjê. Apê Şêx Seîd mezinê me ye, ew serbest e, dikare her tiştî bêje. Camerê rast gotîye.(Hımm! O zaman o adam Şeyh Said Amca`dır. Lafını sakınmaz! Şeyh Said Amca bizim büyüğümüzdür. O serbesttir, herşeyi söyleyebilir. Üstelik civanmert doğru söylüyor.)
Halla halla! Bu babama da bişey olmuş bu gün! Ağabeyime bir kamyon küfür salladı, adama diyorum Amca sana küfür etti, diyor bi`şey olmaz, o edebilir!..
O zaman anladım ki, demek bu Apê Şêx Seîd, normal bir amca değil. Kendine has bir saygınlığı ve özgürlük alanı var. Eskilerin deyimiyle; nev-i şahsına münhasır bir adem.
Bir kaç gün sonra, Celil`in kahvesinin önünde birlikte otururlarken, babam beni çağırdı. Gittim Apê Şêx Seîd`in elini öptüm. O da beni öptü, başınımı okşadı. Bu sefer Türkçe olarak;
- Aferin oğlum, sen o gün bana karşı terbiyesizlik etmedin. Belli bu babanın oğlusun. Yanlız bilseydim bu kadar zoruna gidecek, hiç sana söylemezdim. Gelir bu kafası çalışmayan babana kendim söylerdim!..
Güldük, bana da bir çay söylediler, meseleyi böylece tatlıya bağladık.
Gerçekten ondan sonra yıkılan duvarların temelini hep önce taşla ördürttü babam ve bu duvarların hala büyük bir kısmı duruyor. Yani yıkılmadılar bir daha. Her gördükçe rahmet ve minnetle anarım Apê Şêx Seîd`i.
Apê Şêx Seîd ile ilgili, daha sonra yaşamından bazı kesitlerle rahmetle anacağım rahmetli Abdullah Baydar`ın anlattığı çok enteresan bir anısı var. Bunu pek çok insan bilmiyor belki. Ben de tesadüfen tanık oldum.
Ortaokul birinci sınıftayken(1986), yaztatilinde sırf elayak altında dolaşmayayın diye, annemin zoruyla şehrin en eski matbaasında çalışmaya başlamıştım.
O zamanlar, matbaayı Abdullah Dede`nin küçük oğullarından çok genç yaşta kalp krizinden kaybettiğimiz sevgili Nihat Abi çalıştırıyordu. Abdullah Dede de ilerlemiş yaşına rağmen(o zamanlar 80 yaşına yakındı sanırım) her gün düzenli traş olur, gran-tuvaletlerini giyinir, matbaaya gelir, gazetesini okur, gelen gidenlerle, sık sık bizimle de sohbet ederdi.
Abdullah Dede`nin matbaada olduğu bir ara, rahmetli Apê Şêx Seîd girdi içeri. Selamlaşıp sohbete başladılar. Apê Şêx Seîd, çok oturmadı, bir çay içtikten sonra kalktı.
Çok tezcanlı biriydi rahmetli Apê Şêx Seîd. Hızlı hızlı yürür, sanki hep bir yerlere yeteşecekmiş gibi aceleci bir yanı vardı.
Apê Şêx Seîd, çıktıktan sonra rahmetli Abdullah Baydar, bana döndü;
- Sen bu amcayı tanıyor musun?
- Tanımaz olur muyum Dede! Bu amca Şêx Seîd`dir. Herkese istediğini söyler, kızar ama kimse ona bi`şey diyemez!..
Güldü.
- Bu Şêx Seîd var ya? Bu memleketin en yürekli adamıdır. Gel sana onun bir meselesini anlatayım.
Başladı o kendine has güzel ûslubuyla anlatmaya:
` Seksenden önceydi(takriben 1978 olabilir), bizim solcu gençler gene bir vukaat yapmışlardı, 40-50 kişiyi tutuklamışlardı. Onların Ağrı Adliyesinde mahkemeleri vardı. Ben de memleketin belediye başkanı olarak hem gidip mahkemeyi izlemek, hem de bizim çocuklara destek olsun diye eşraftan bir kaç ilerigelini yanıma aldım mahkemeye gittik. O zaman Şêx Seîd de geldi bizimle.
Welhasıl mahkeme bizim çocukları bıraktı. Dışarı çıktık, baktık ne? Siz bilmezsiniz Hecî Misto adamlarıyla beraber adliyenin önünde bekliyor! Hemde silahlılar!..`
Burada bir parantez açayım. (Rahmetli Abdullah Dede, siz bilmezsiniz dedi ama, ben bu Hecî Misto`yu(Mustafa Kılıçaslan) aslında iyi tanıyordum, hatta küçükken bir kere uzaktan da olsa görmüştüm 1978 Ağrı Belediye başkanlığı seçim sürecinde. İlerlemiş yaşına rağmen(belki o zamanlar 65-70 vardı) gayet dinç, sürekli belinde çift tabancasıyla dolaşan, millete terör estiren, meymenetsiz bir adamdı.
Sadece Ağrı`da değil, tüm Serhad bölgesinde bir tek MHP`nin değil, devletin en has ve her anlamda en güçlü adamı, kalesiydi. Mahkemeler, kanunlar onun için engel değildi. Astığı astık, kestiği kestik bir adamdı. Hiçbir kavuşturmaya, soruşturmaya uğramazdı. Kısacası Hecî Misto, devletin hatta derin devletin ta kendisiydi.
Hesap edin Özgürlük Yolu`nun Bağımsız Belediye Başkanı çıkarabileceği o en güçlü olduğu dönemlerinde bile, Ağrı DHKD`yi(Devrimci Halk Kültür Derneği) tek başına, çift tabancayla kurşun yağmuruna tutabilecek, cam ve pencereleri hepten aşığıya indirebilecek kadar pervasızlaşmıştı. (Derin)Devletten aldığı güçle, millete öyle bir terör estiriyordu ki, neredeyse o ve adamları sokağa çıktığında Ağrı sokakları boşalıyordu.
Ta ki bir gün, genç bir Özgürlük Yolu sempatizanı(adı bende saklı ama pekçok insan tarafından da biliniyor!) çıkıp kendisiyle düello yapacağı güne kadar sürdü bu faşist Heci Misto`nun şehir eşkiyalığı.
Bu genç militan, sokak ortasında delikanlı delikanlı Hecî Misto`nun karşısına dikildi, daha Hecî Misto çift tabancasına davranmadan, bu genç adam silahına davrandı ve tek bir kurşunla onun iki kaşının arasına bir delik açtı ve onu cehennemiyle mutlu etti. Aynı gün tesadüfen ben de Ağrı`da teyzemlerin evindeydim ve teyzemin iki büyük oğlu da ateşli Özgürlük Yolu militanlarıydılar. Hatta biri Ağrı`da bir polisi yaraladı ve bir dönem Ağrı ve Bayazıt Cezaevlerinde yattı. Onlar olayın baştan sona nasıl geliştiğini defalarca ateşli ateşli anlatıyorlardı. Benim de oradan kalmış aklımda.
Hecî Misto`nun öldürülmesi büyük bir olay oldu ve Özgürlük Yolu, bu olayla birlikte Ağrı ve çevresindeki hâkimiyetini ilan etti...)
Abdullah Dede`ye kulak vermeye devam edelim;
`Hecî Misto, devletin yapamadığını yapacak, kendisi verecekti bizim çocukların cezasını. Kalabalık bir anda çil yavrusu gibi dağıldı. İşte o zaman Şêx Seîd, o boyu posuyla kalabalığın arasından sıyrıldı, Hecî Misto`ya doğru yürümeye başladı.
Arkasından bağırdım;
- Şêx neçe!..(Şeyh gitme!..)
Beni dinlemedi. (Bu arada benim de gözlerimin önüne izlediğim yüzlerce kowboy(western) film sahneleri geldi. İki silahşör birazdan düelloya tutuşacaklar)
Hecî Misto`nun belinde çift tabanca var, ama Şêx Seîd eli boş! Hecî Misto da guruptan koptu Şêx Seîd`e doğru yürümeye başladı. İkisi ortada bir yerde kafa kafaya geldiler.
Şêx Seîd, zaten boylu-poslu bir adamdı, Hecî Misto`ya karşı da öyle bir kabarmıştı, dedim o kocaman elleriyle(gerçekten Apê Şêx Seîd`in çok büyük elleri vardı, iki erkek eli onun bir eli etmezdi) hema bir kerede koparacak Hecî Misto`nun kafasını bedeninden. Tam kafa kafaya geldikleri zaman Hecî Misto bir tavuk kadar kalmıştı Şêx Seîd`in karşısında.
Önce Hecî Misto başladı konuşmaya;
- Şêx Seîd, Şêx Seîîd!!! Kominist! Kominist!!!
Yani demek istiyordu; Şêx Seîd, sen Şêx bir adamsın, Allahın yolunda, yaşını başını almış bir adamsın. Sen utanmıyor musun bu komünistleri desteklemeye? Sen hiç Allahtan da mı korkmuyorsun?
Şêx Seîd, elini attı Hecî Misto`nun paltosunun bir yakasına, nerdeyse ayakları yerden kesilecekti Hecî Misto`nun, biz hepimiz dedik imkanı yok Şêx Seîd vuracak şimdi! Hecî Misto`da şaşırdı birden.
O sırada Şêx Seîd, sinirli ama yüksek bir sesle;
- Hecî Misto! Hecî Mistooo!!! Faşist! Faşiisst!!! diye yüzüne tükürür gibi bağırdı.
Hecî Misto`nun dili tutulmuştu. Ne bi`şey söyleyebildi ne de bi`şey yapabildi.
Adamlarını da aldı afedersiniz siktir oldu gitti!
- Ya! İşte böyle bir adamdır Şêx Seîd, yegenim!..`
Toprağın bol, ruhun şadolsun Apê Şêx Seîd...




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —