Tarih: 20.11.2012 23:15

Bunlar Ağrı`nın Kaderimi?

Facebook Twitter Linked-in

Bunlar Ağrı’nın Kaderimi?

 

       Sevgili okurlar bilindiği gibi Ağrı geri kalmış ve hiç gelişmemiş iller arasında, sahipsizlikten birinci sırasını kimseye kaptırmadan devam etmektedir.

 

        Hiç kuşkusuz Ağrı’lıların seçip meclise gönderdikleri de hiç rahatsız değiller. Tek rahatsız oldukları ise ışsizlik ve geçimsizlik nedeni ile Ağrı’dan başka yerlere göçün olması ve bu göç nedeni ile 5 Milletvekili çıkartan Ağrı Milletvekili sayısını dörde düşürmesi.

 

             Hani bir laf vardır ya! Bir olsun, pir olsun. Bize beş tane milletvekili lazım değil, bir tane olsun, ama iş yapsın. Yok canım ne gerek var, hiçte rahatsız olmasınlar, Ağrı’nın ağrıları devam etsin onlarda keyiflerine baksın.

 

         GELELİM MELEK KARAASLAN OLAYINA

 

        Bundan bir müddet evvel ıstanbul Kadıköy’den vapura binip, Beşiktaş’a gidiyordum. Batı dili ile üç tane bayan, Doğu dili ile üç tane kadın kendi aralarında konuşuyorlardı. Konuları Ağrı ve Melek Karaaslan olunca okuduğum gazeteyi katlayıp onları dinledim.”Hayır şekerim bunlar kesinlikle vicdansızdırlar, (Laf tüm Ağrı’lılar için geçerliydi) Hayat Devam ediyordaki konular hepsi tanesi, tanesine doğrudur. Bunlar çocuklarını üç kuruşa harcıyorlar” deyip daha fazla hakaretlerine dayanamayıp, izah etmeye çalıştım, sinirlerime hakim olamamışım ki, sesimi biraz yükseltmişim, adamın biri benim kolumdan tutarak sakin olmamı söyledi ve kadınlar başka bir tarafa geçtiler.

 

            Madem bu bizim kara lekemiz ben de biraz olsun Melek’ten söz edeyim, dedim.

 

    Bilindiği gibi ve hatta Türkiye’nin gündemine oturan ve insanların kanını donduran bir olay olarak tarihteki yerini aldı Melek Karaaslan olayı. Hal böyle olunca uzunca bir zamanda yazmak istedim ama, elimin varmadığı dilimin dönmediği Melek olayını ben de yazayım, dedim.Ve başka Melek’ler ölmesin istedim.

 

             Ağrı’nın Hamur ilçesinde yaşayan Melek Levent, Ali Karaaslan ile evlendirildiğinde 16 yaşındaymış. ışkence ve eziyet dolu hayatı  evliliğin ilk günlerinde başlamıştı. Kocası olacak adamdan, kayinpederi Kutbettin Karaaslan’dan   ve kayin validesinden gördüğü işkence, piskolojik ve şiddet her geçen gün artmış.Z avallı Melek Karaaslan henüz 18 yaşına girmeden hamile kalmış kocasından. Ancak hamileliğinin son günlerinde vicdansız kocası ve ailesi onu Hamur’un 30 derecelik soğunda dışarı atmışlar.

 

         Geceyi tek başına karlar altında soğuk ve donucu havada geçirip, ölü bir bebek doğuruyor,  Melek. Ölü bebeğini sağ sanıp,kucağına alıp kocasının evine geri dönüyor.Geri döndüğü koca evine, bu kez ölü doğurduğu çocuk için daha fazla şiddet yaşamaya başlamış ve işkenceler dahada artmış.Hem bebeğinin ölü doğması ve hemde gördüğü şiddetli işkence nedeni ile akıl sağlığı git,gide bozulmuş Melek’in.

 

          Kızlarının yaşadığı işkence ve şiddetten haberdar olan Melek’in ailesi onu alıp götürüp hastaneye yatırdılar ve tedavisini sağladılar.

 

Aile büyüklerinin araya girmesi ile  Melek koca evine geri dönmek zorunda kalıyor.Hani bir tabir vardır ya! “kadının yeri kocasının yanıdır” ama kocası da ona bu kadar işkence etmek zorunda değildir.

 

        Neyse devam edelim.Ama eve geri dönmekte sorunu çözemedi.Melek Karaaslan’ın ailesi yani babası sonunda gidip kızını alıp  kendi  evine götürüyor.

 

        Kızından uzun zaman haber alamayan baba,tüm çabaları sonuç vermiyor.

 

        Levent ailesinin tedirginliği gün geçtikçe artıyor.Bunun üzerine emniyete baş vuruyor Levent ailesi. Karaaslan ailesinin evine polis baskın düzenliyor.Polisler eve girdiğinde gördükleri manzara karşısında donup kalıyorlar.

 

           Melek tuvelette oturtturulmuş vaziyette  bağlanmış ve açlıktan ölmek üzere terk edilmiş olarak buluyorlar. Üzerinde giysi namına kefenini andırır beyaz bir bez varmış. Altı ay evvel 70 kilo olan Melek o kadar erimiş ki,bir çocuğun kilosuna eşdeğer olmuş ve tam 40 kilo vermiş ve 30 kiloya düşmüş.

 

        Sürekli bağlı olarak oturmaktan  vucudunun her yanı kireçlenmiş, kollarını ve vucudunu hareket edemeyen Melek vucudunun pek çok yerinde oluşan yaralar kurtlanmış. Bu durumdayken kafasına sürekli aldığı darbeler yüzünden akıl sağlığını tamamen yitirmiş.

 

             Vicdansızlar 24 yaşında bir kadın işkence  altında aç, susuz ölüyor, kapatıldığı tuvalette 70 kilodan 30 kiloya düşüyor ve onu oraya bağlayan Karaaslan ailesi ortada hiç bir şey olmamışcasına normal olarak hayatlarına devam ediyorlar.

 

        Karaaslan ailesi ezan sesi dinleyip, sahura kalkıyorlar, oruç tutuyorlar, iftar açıyorlar, ama Melek’i ölüme terk ediyorlar. 8 yıl beraber yaşadıkları bir insanı yavaş,yavaş yok etmeye çalışıyorlar, vicdanları hiç sızlamıyor ve hiç acı duymuyorlar.

 

          Ve Melek hastaneye kaldırılıyor doktorların tüm çabası sonuç vermiyor ve Melek genç yaşta hayata veda ediyor.

 

Karaaslan ailesinden üç kişi yargılandıkları mahkeme tarafından müebbet hapise mahküm ediliyorlar. Melek’i bir kere öldürdüler, ama kendileri yıllarca sürünerek ölecekler.

 

         Demem odur ki, neden hep böyle vakalar Ağrı’dan çıkınca Türkiye gündemine oturuyor, yoksa bu gibi vakaların başka yerde benzerimi yok...?

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —