BİR PAZAR KAHVALTISINDA; BAZI KOŞUŞLAR SONA VARIŞTIR, DİYE GEÇTİ İÇİMDEN.

BİR PAZAR KAHVALTISINDA; BAZI KOŞUŞLAR SONA VARIŞTIR, DİYE GEÇTİ İÇİMDEN.

ZAMANLAR BOYUNCA BAŞKA ZAMANLARI KOVALARKEN O ZAMAN, O ZAMANDA KALIVERDİM.

Dilek Eylem Taşdemir

Günlerde yine bir sıradanlık, bir pazar kahvaltısı sabahı…

Şüphesiz pazar kahvaltısı herkes için farklı bir şeyi ifade eder;kimi için envayi çeşit sofra, kristal bardakta çay; kimi için sallama bayat çay, simit, peynir; kimi için sadece simit; kimi için kupkuru ekmek; kimi için ıpıslak ekmek; kimi için aile; kimi için bin bir telaş; kimi için ise hiçbir şeydir.

Her yeni pazar, bir öncekinden daha farklı geçse de farklılık dediğimiz şeyde de esasen bir sıradanlık vardır.

Peki, sıradanlıktan kurtulduğumuz nokta neresidir...

Bence; benimsenen değerlerin yeniden değerlendirilmesidir.

Yakın çevremle pazar toplanmamızda deyim yerindeyse deli gibi şu naçar hayatı, insanları, varoluşumuzu, Allah'ı, inançlarımızı, inanmadıklarımızı, bozuk eğitim düzenindeki çocuklarımızın ahvâlini, ... ve daha sayısızca konuyu konuşur, çay masamızda; dünyayı kurtarır, batırır, yeniden inşa ederiz.

Bir pazar da neleri sorguladık bir bilseniz…

Ya da biliverin, kulaklarınız işitiversin.

Tek tip okulların çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi (Eşcinsel ilişkiye mâruz kalmaları) muhafazakârım diyen insanların 5 vakit namaz kılıp, 5 vakit de merhametsizliğe yüz vurmaları (Elbette genelleme yapmadık), öğretmenim diye söylenen bazılarının yalnızca iyi bir maaşla geçinmeyi dert edinip evlatlarımızdan habersiz olmaları, Rus Edebiyatı, Tolstoy, özellikle Tolstoy, Mevlana'nın mesnevisindeki karmaşayı, toplumun bundan bihaber aşırı inancını, Allah kavramını, bu olguyu, "Âdemoğlu"nu(?), kadını, yaralarını, geçenlerde arabanın motoruna sıkışmış yavru sarı kediyi, tüm esnafın onu kurtarma telaşını, belediyeyi gelip alması için aradığımda ‘‘Abla salın sokağa gitsin ne yapalım’’ demesini, o an esnafla karşılıklı bu nasıl bir cümle Ya Rabbelalemin bakışımızı, cafedeki sallama çayın 8₺ olması gibi bir absürdlüğü, çocuklarımızın kitaplardan ve özveriden eksik oluşunu, hayatımıza alacağımız insanları, yapacağımız yeni atölyeleri ve daha yapacaklarımızı,toplumun %5'lik kısmında yer almamızı, birilerinin hayatının bir anında iyi bir iz bırakmak telaşımızı ve daha nice buraya sığmayacak; bireysel, en çok da toplumsal olgularımızı...

Günün sonunda kurtardığımız bir dünya olmadı, evet, ancak kendimizden başlayıp bir şeylerin değişmesine adım atmış oluruz.

O kısa sürede de hayatımızdan; bencilleri, çıkarları, aşağı duyguları, sağır gözleri, kör kulakları çıkarıveririz.

Sonra dönüp deriz ki; herkes içinde barındırdığı duyguyla toplum ekseriyetinde sorumludur. Metaforik bir zihne sahip olmamız, en az dört öğrencide ışık görebiliyor olmamız, en az üç dilde sövebiliyor olmamız, en az iki kişide saygıyı görebiliyor olmamız, en az bir kişiye dost diyebiliyor olmamız, en az... en az... azlık- çokluk denkleminde biz yerimizi bulduk. Çünkü inanıyoruz ki insanı bulduğumuzda Allah’ı bulmuş olacağız.

Ve O; yukarıda, aşağıda, işaretlerde değil; vicdanınızda.

Onu bulabilmek telaşıyla...



Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor