Büyük İslam alimi ve mütefekkür Ahmedi Hani (Ahmed-i Hanî) tarafından 17. yüzyılda kaleme alınan bu ölümsüz destan, yüzyıllardır anlatılmasına rağmen pek çok bilinmeyen sırrı bünyesinde barındırıyor.
Sadece iki sevdalının kavuşamamasını değil, dönemin sosyo-politik yapısını ve insan ruhunun derinliklerini işleyen bu eser hakkında az bilinen en çarpıcı detaylar gün yüzüne çıkıyor. İşte edebiyat dünyasını şaşırtan o bilinmeyenler:
Pek çok kişi Mem û Zîn’i yalnızca kavuşamayan iki aşığın hikayesi olarak bilse de eser, aslında ilahi aşka giden yoldaki merhaleleri simgeler.
Ahmedi Hani, Mem ve Zîn karakterleri üzerinden "Mecazi Aşk"tan (beşeri aşk) "Hakiki Aşk"a (ilahi aşk) geçişi anlatır. Destandaki Beko (Beker) karakteri ise sadece fitneci bir şahıs değil, insanın kendi iç dünyasındaki nefsi, kötülüğü ve iyiliğin ortaya çıkması için gereken engelleri temsil eder. Eser, bu yönüyle Doğu klasikleri arasında felsefi katmanı en yüksek metinlerden biri kabul edilir.
Ahmedi Hani, 1692 yılında tamamladığı bu eserde dönemin Doğu coğrafyasındaki siyasi dağınıklığı, yöneticilerin hatalarını ve halkın yaşadığı sıkıntıları cesurca dile getirmiştir.
Destanın önsöz ve ara bölümlerinde, adalet kavramı ve birlik olma fikri üzerinde duran mütefekkür, yönetici sınıfın adil olması gerektiği yönünde çağdaş siyaset bilimi ilkelerine paralel eleştiriler sunar. Bu durum, Mem û Zîn’i klasik bir aşk destanı olmanın ötesine taşıyarak tarihsel bir sosyolojik belge niteliğine kavuşturur.
Ahmedi Hani bu eseri sıfırdan kurgulamamıştır. Bölgede yüzyıllardır sözlü kültürde yaşayan ve dengbejler tarafından nesilden nesile aktarılan Memê Alan efsanesini temel almıştır.
Büyük alim, halk arasında anlatılan bu sözlü destanı almış, ona edebi bir form, sanatsal bir dil ve tasavvufi bir derinlik kazandırarak yazılı edebiyatın en gözde klasikleri arasına sokmuştur. Yani eser, hem köklü bir halk hafızasının hem de yüksek bir edebi dehanın ürünüdür.

İngiliz edebiyatının simgesi Shakespeare’in Romeo ve Juliet eseri ile Ahmedi Hani’nin Mem û Zîn destanı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.
Eserde anlatılan olaylar Şırnak’ın Cizre ilçesinde cereyan etmektedir. Günümüzde Mem, Zîn ve fitneci Beko’nun türbeleri Cizre’deki Abdaliye Medresesi’nin bodrum katında yer almakta ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlamaktadır. Eserin yazarı büyük alim Ahmedi Hani’nin türbesi ise Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde, İshak Paşa Sarayı’nın hemen üst kısmındaki tepede bulunmaktadır.