"Âlimin başkasına üstünlüğü, peygamberin, ümmetine üstünlüğü gibidir." (HADİS-İ ŞERİF)
Son asrın yetiştirdiği, Şarkın en büyük âlim ve mütefekkirlerinden Doğubayazıtlı Halife Yusuf Topçi; Âlim, edip, şair ve mutasavvuftur. Kişiliği, ilmi ve takvası ile vatan sathına nam salmıştır. O'nun adı hem halk arasında hem de ilim çevrelerince saygıyla anılır. Yazdığı eserler Şark medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuş ve okutulmaktadır.
Yazdığı ve özelikle de fıkıh konusunda eserleri kendi alanlarında baş kaynak görevini yapmakta.
Bazı hassas şer-i konular karşısında medrese âlimlerimiz bu kaynaklara başvurmadan cevap vermezler. Çünkü bu eserler ilmi derinliği olan eserlerdir. Bu özeliklerinden dolayı İtibar edilen, başvurulan kaynaklardır.
Çağımızın ve eminim ki gelecek çağların da en büyük dehalardan biri olarak yerini alacak olan Halife Yusuf Topçi; İshak Paşa Sarayı'nın topçusu Şerif Ağa'nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir.
1885 yılında Doğubayazıt zengezur köyünde doğmuş yine Doğubayazıt'ın kendi adıyla alınan çalığan-ı halife (Seslitaş) köyünde 1965 yılında 80 yaşında vefat etmiştir.
Halife Yusuf Osmanlı'nın son dönemlerinde, Cumhuriyetin de ilk çeyreğinde yaşayan bir ilim adamımızdır.
İlk tahsilini zengezur köyünün imamı olan mele Ahmet'ten almaya başlamış ve belli bir seviyeye geldikten sonra medrese geleneğinde örgenimi görülen sarf, nahiv adab ve istiare ilimlerini Beyazıtlı meşhur müderris Şeyh Muhammedi celalinin yanında almıştır.
Şeyh Muhammed Celâlî'nin medresesinden sonra çevre medreselerinde eğitimini ikmal etme arayışına girmiştir. Bu nedenle bölgenin bir takım meşhur ilim merkezlerine giderek eğitimini tamamlamıştır
Şeyh Muhammed Celâlî'nin öğrencisi olarak medresesinde okuduğu dönemde Bayazid Medresesi talebesi olan Bediüzzaman Said-i Nursî'nin medrese arkadaşı olma vasfına da sahip olmuştur.
Şeyh Muhammedi celalinin medresesi yüksek mektep (Üniversite) sayıldığından burada örgenim gören örgenciler askerlikte muaf idiler.
Çünkü Osmanlı sisteminde kalemiye sınıfı askeriyede muaf tutulmuştu.
Halife Yusuf bu medresede eğitimini yaparken aynı zamanda askerliğini de yapmış oldu.
Ömrüne koskoca bir ilim deryasını sığdıran Halife Yusuf'un dedeleri Abdullah Elpunhannişi (Pünhanşi: gizli ibadet eden) merhum şeyh Ehmed-i Xani'nin zamanında Doğubayazıt'ta gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşın sonunda bölge işgale uğramış ve savaş yıkımından en fazla etkilenen yer olmuştur.
Özellikle bölgenin ilimin membaı olan Doğubayazıt sancağı daha çok etkilenmiştir. Bunun neticesinde de medreseler kapatılmış, İlim erbabı bölgeyi terk etmek zorunda kalarak, başka bölgelere dağılmış ve zor şartlar altında yaşma mücadelesini vermeye çalışmışlar.
Bunun sonucunda da bölge ilimden ve maneviyattan mahrum kalma durumu ve yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır.
Halife Yusuf 1. cihan harbinde muhacir olarak Siirt iline gitmiş bir müddet mela Hamid-i Siirt'in yanında tahsil görmüştür. Burada feraiz ( miras hukuku veya paylaşımı) ilmini örgenmiş ve aynı zaman da doğu medreselerinde ilk feraiz kitabı yazmıştır. Bu kitap Kürtçe dilinde de bir ilktir.
Muhacir olarak giderken evli ama çocukları olmayan Halife daha sonra Siirt'ten Cizre ye gitmiştir.
Gittiği Siirt'e başta kendisinin ilim ehli olduğunu belirtmemiştir. Birinci dünya savaşanın getirdiği tahribat ve yıkım nedenliye insanlar çok şiddetli bir yokluk ve kıtlık içindeydiler.
Halife'nin maddi durumu zaten iyi değildi. Birde bu savaşın getirdiği yokluk ve kıtlık daha da yoksulaştırdı. Geçim darlığı çeken Halife çalışmak zorunda kalmış ve bu nedenle de ayakkabı tamirciliği yapmaya başlamıştır. Herkes halife Yusuf'u başta bu yönüyle tanımış.
Bir müddet hayatını böyle idame eder. Ama ilim aşkı içini kavurur. Bu günkü gibi ilmi eserler her yerde bulunmazdı.
Sürekli ilmi araştırma yapan ve okuyan Halife şimdi bu imkândan mahrumdu ve içi yanıyordu.
Bir yandan kimseye ben âlimim demek istemiyordu. Ancak diğer yanda da ilimsiz de yapamıyordu. Öyle bir dereceye geldi ki ilim aşkı onun bu durumunu daha fazla gizlemesine müsaade etmiyordu artık.
Bu duruma fazla direnmeyen Halife, bir gün imam mella Hamid'ın evine gider kapıyı çalar. mela Hamid evde yok. Hanımı Fatma kapıyı açar ne istediğini sorar Halife, mela Hamdi'ın evde olmadığını öğrenince dönmek ister.
Fakat Fatma Hanım ne maksatla geldiğini öğrenmek isteyince aralarında şöyle bir diyalog geçer:
Halife:
- Seyda'dan okumak için kitap isteyecektim.
Fatma Hanım:
-Senin okuman yazman var mı ki? Sen kitaptan anlarımsın?
Halife:
-Birazcık okuma yazmam vardır.
Fatma Hanım bir kitap getirir. Halife sayfalarını karıştırır ve bu arada gözyaşlarına hâkim olmaz. Adeta ağlamaya başlar. Mübarek gözyaşları kitaba dökülür kitap ıslanır. Sonra kitabı kapatır Fatma hanıma uzatır ve bir şey demeden oradan ayrılır.
Mela Hamid bu durumu öğrenince, O da merak eder ve der ki:
- Öyle ise Yusuf ya talebedir ya da âlim.
Ertesi gün mela Hamid, durumu kendisinden dinler ve ondan sonra halifenin bir ilim ve irfan ehli olduğu ortaya çıkar.
Yukarda izah edildiği üzere bir müddet Mela Hamid'nin yanında ilim derslini alır ve ilmini daha da derinleştirir.
Daha sonraları mela Hamid, Halifeyi imam olarak Cizre ye bağlı Hedil köyüne görevlendirilir. Bu köyde 4–5 sene görev yapar.
İlk çocuğu Şeyh Mustafa bu köyde Dünyaya gelir. Ayrıca oğulları Şeyh Muhammed ve Şeyh Mehmet Nuri olmak üzere iki oğlu ve üç kızı daha olur.
Bir müddet sonra Cizre de Nakşibendî tarikatının meşhur Şeylerinden olan Şeyh Muhammed Nuri Edderşeviden 1925 te Nakşibendî tarikatının halifelik icazetini alır.
Aynı zaman da 1935 yılında Şeyh İbrahim hakkı el Basretiden de Nakşibendî tarikatının 2.icazetini alır.
Burada Halife Yusuf'un icazet aldığı Suriyeli Şeyh İbrahim Hakkı dan Şöyle bir anekdot anlatılır,
Öğrenci ve Sofilerine:
-Yusuf burada gitse iyi olur. Çünkü çok mütevazıdır ve çok da hizmet ediyor. Onun bize yaptığı karşısında günaha girmekten korkuyorum.
Bilahare Bağdat'a gider ve kadri tarikatının Şeyhi olan Şeyh Abdulkadir Geyalani hazretlerinin türbesini ziyaret eder ve kadri tarikatının o asırda ki Şeyhi olan seyit Şeyh Ahmet Şerafettin el kadri den de kadri tarikatının icazetini alır.
Böylece Doğu medreselerinde ilmî ve tasavvufî eğitimini ikmal etmiş ve iki tarikatın icazetnamesini almak suretiyle "Zü'l-Cenâheyn" vasfını kazanmıştır.
Halife Yusuf, ilmî ve irfânî eğitim ve öğretimini döneminin en meşhur medreselerinden ve âlimlerden aldıktan sonra Doğubayazıt'a gelerek bir mutasavvıf, bir müderris ve ilmiyle amil bir âlim olarak tedrisata başlayarak çok âlim yetiştirmiştir.
Halife Yusuf birinci Dünya Savaşının coğrafyamızda, İlmi ve manevi açıdan getirdiği yıkımı bertaraf etmek, yeniden ilmi ve manevi atmosferi tesis ve inşa etmek için büyük uğraşlar veren âlimlerin başında gelir.
Böyle Bir atmosferde zaman kayıp etmeden kolları sıvayıp, işe koyulur ve kayıp edilecek bir saati bile yok. Bir taraftan tüm imkânsızlıklara rağmen derme çatma da olsa köylerde cami, mescit yaptırmak ve içinde eğitim vermek için halkı teşvik ederken, diğer taraftan talebe toplayarak eğitir ve eğitlikleri talebelerini yöredeki köylere İslami anlatmak ve dini icaplarını öğretmek için gönderir.
Öbür taraftan eserler yazmaya devam eder özelikle de eserlerini Kürtçe olarak kaleme alarak bölgede Kürtçe den başka dil bilmeyen ve ilimden mahrum kalmış bölge halkını kendi ana dilleri ile eğitim alma imkânı sunmak isteyen Halife Yusuf, bölgenin tahribe uğramış ilmen ve manen inşası için böylece büyük katkı sunararak toplumun bünyesini kemiren devasız. cehaletin kötülüğünden ve karalığından kurtarmaya gayret ederek"Onlar hayırlı işlere koşar, birbirleriyle yarış ederler." (Âl-i İmran, 3/114) ayetine mahzar olur..:
Değerli bir aydın bir âlim olan Halife Yusuf insanların yolunu aydınlatan bir ışık bir nur olmuştur. Bulunduğu yerlerde İslâm ahlâkının nasıl yaşanacağını kendisi yaşarak göstermiş ve örnek olmuştur. O, ahlakî erdemlerle, büyük bir tevazu ve derin bir maneviyat yaşam tarzıyla halkı eğitmiştir.
Çok mütevazı ve ahde vefa gösteren Halife, seferberlikten dönüp Doğubayazıt'a geldikten bir müddet sonra, onlar zor zamanımda bana sahip çıktılar bende bir şekilde azda olsa karşılık veyim düşüncesiyle, tekrar Cizre'ye döner bir müddet daha kalır onlara hiçbir karşılık beklemeden hizmet eder.
Peygamberimiz (s.a.v.): "İnsanlardan öyleleri vardır ki; ''onlar hayra anahtar, şerre de kilittir''. Hadisi mucibince Bulunduğu zaman ve zeminlerde, hep hayra anahtar şerre de kilit olmuş. Bu minval üzere, gerek bölgemizde gerekse gittiği Cizre bölgesinde Müslüman halkın kendi arlarındaki problemleri ile Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında çıkan itilafları adilane çözmüştür.
Her yönüyle örek bir şahsiyet olan Halife, gittiği Siirt ve Cizre yörelerinde Hem Müslümanlar arasında, hem de Hıristiyanlar arasında çok sevilip sayılır.
İlimi ve ilim ehlini çok sever, ilme, İbadete, ezana ve cemaat namazına çok ehemmiyet verir. Derin ilmi ile adaletiyle mütevaziliğiyle, ibadete düşkünlüğü ve takvasıyla gittiği her yerde çok saygın bir konuma gelir.
O kadar bir teslimiyet içindedir ki, bir Saniye bile zikri dilinde ve gönlünde düşürmez. Allah aşkı adata iliklerine işlemiştir. Hastalanıp gittiği Hastanede ki bir ateist doktur muayene ederken birden irkilir vallahi kalbinden Allah Allah diyen sesten başka bir ses duymuyorum diyerek hayretler içinde kalır. Bu sayede doktor hidayete erer ona bağlanır. O günün şartlarında yaz kış demeden her hafta köyüne giderek hem ziyaret ederek sohbetinde bulunur, hayır duasını alır hem de sağlık kontörlünü yapar,
Halife, halktan biri olmuş ve halk nezdinde büyük bir sevgi ve saygıya nail olmuştur. İnsanlar ona "baba (bavo), dede (kalko)" bavo Halife, Kalko halife ifadeleriyle sahiplenilmiştir. Bölgede, Halife ismi yaygın olarak kullanılır. Bizde yazıda bu isimle andık ve insanlığa Kılavuz olabilecek o güzel hayatından bazı kesitleri istifadenize sunmaya çalıştık.
İşte böylesine derin ve eşsiz bir sahiplenme hakikati çerçevesinde hizmet bilincine eren Halife, ömrünü dinî eserler telif ederek, halkın dinî hizmetlerini yerine getirerek, talebe okutarak ve halkın karşılaştığı sorunları çözmek, karşılaştıkları zor durumlarla ilgili fetvaları vermekle geçirmiştir.
Fetva demişken, Halife'nin Fetva konusunda şöyle bir özeliği ve hassasiyeti vardı; Bir fetva vereceği zaman konunun cevabı yazmış olduğu kitapta olsa bile, o konuyu üç gün içinde kitapta okumamış ise tekrar detaylı bir şekilde okur ve mütalaa ettikten sonra fetva verirdi. Bunu öğrencilerine de özelikle tavsiye eder şöyle değerdi; (Şer'i bir meselede fetva vermek, o meseleyi fıkıh kitaplarında üç gün önce görmüş olmak lazımdır. Üç günden sonra fetva vermeye kalkışmak caiz değildir. Son bir kere daha okumak ve yakin derecesinde bilmek lazım.)
Halife Yusuf hayatıyla ve fikir dünyasıyla tıpkı Şeyh Muhammedi celalinin, Duzmeydanlı Seyda Mela Şefik Yakar da olduğu gibi Şeyh Ehmed-i Xânî'nin yolunu ve metodunu benimseyerek ve ayrıca Xânî gibi eserlerini Kürtçe yazarak, tasavvuf ve tarikat yaşamını kişisel ibadetleri eda etme temeli üzerine bina etmiştir.
Burada şu notu da düşelim; Manevi büyüklere özelikle de Ehmed-ı Xani ye çok hürmet gösterirdi. Öreğin, türbesinin yanında geçerken at üstündeyse attan iner türbeyi geçene kadar yaya yürürdü. At üstünden geçmek hürmetsizlik olarak görürdü.
Dinî hizmet ve manevî liderliğinin yanı sıra münferit olarak da ibadete ve zühd hayatına düşkün bir şekilde yaşamıştır. Tabiri caizse halk içinde inzivaya çekilmiştir. Çok az insanın yapabileceği, 40 yıl boyunca Siyamu'd-Dehr (ara vermeksizin peş peşe tutulan oruç) denilen nafile orucu tutmuş, gecelerini hep teheccüd namazı kılarak ihya etmekle geçirmiştir.
Kısacası o bir âlim ayni zamanda abid ve zahittir. Ayrıca çok kerametti de zuhur etmiştir. Yalnız Burada bu konuya girmeyeceğim.
Merhum halife Yusuf, çağdaşlarına göre çok eser veren büyük bir ilim ve edebiyat adamıdır.
Eserleri birçok dillere çevrilmiştir. Merhum genellikle Kürt dilinde daha fazla eser vermeye özen göstermiştir.
Merhum Halife Yusuf, anadilini çok iyi bilmekte ve onunla okuyup yazmaktadır. Arapça eserleri yanında Kürtçe eserleri ve şiirleri çoktur. Divanının başında ana dilini bilmeyenleri tenkit etmekte ve topluma faydalı olamayan kişiler olarak nitelendirmektedir.
Başkaların artıkları ile yaşayanların, sürülerini koruyamayacaklarını bildirmekte. Cahillerin âlimlerin yerine, tilkilerin de aslanların yerlerine oturmalarını doğru görmemekte ve isabetli kararlar vermektedir.
Eğer cehalet hastalığı illetinden kurtulup şifa bulmak ve doğru yoldan ayrılmayıp başka yollara meyletmemek için îrşadül îbad (BÜYÜK ŞAFİÎ İLMİHALİ) ve Mecmulmesail'i eline al gece ve gündüz oku ve onu kendine hamail (BAZBENT)(kola bağlanan muska) edin.
Dini ve edebi olmayan cahile kulak verme. O sana Arapçanın dışında yazılmış eserler ilmi nitelikte değildir diyorsa da sen bil ki, din manevi bir inançtan ibarettir. Belli bazı sözcük ve harflerden ibaret değildir.
Deme Yusuf (Halife Yusuf) kusurludur, günah¬sız değildir bu yüzden onun bu sözleri aziz ve değerli değildir deme. Bil¬miş ol ki, Bal da değeri olmayan bir böcekten meydana gelir, fakat birçok hastalıklara da şifa verir. Gaye onu yemektir. Kaşık ister tahta ol¬sun, ister demir olsun fark etmez. Sana gereken dinini bilmendir. Bu bilginin de kaynağı ister Kürtçe olsun ister İbranice fark etmez..."
Eserleri:
1- İrşad-ül İbad (Fıkıh üzerine yazılmıştır) Büyük Şafii ilmihali. Dünyada İlk Kürtçe ilmihaldir. Şafiî mezhebinin fıkhî içtihatlarının derlendiği ve toplu olarak ele alındığı eserdir. Kürtçe yazılan fıkıh kitapları arasında yazıldığı zaman itibarıyla en geniş ilmihal kitabı özelliğini taşımaktadır. İman, temizlik, abdest, gusül, teyemmüm, hayız, namaz, zekât, oruç, hac, bey' (alışveriş ve ticaret), miras, nikâh, talak, nafaka, riddet, kehanet gibi fıkhi meselelerin klasik ilmihal kitapları usulü üzere işlendiği bir eserdir.
2- Feraiz (Miras Hukuku üzerine yazılmıştır) Kİ: İslâm Miras Hukuku konusuyla ilgili olarak bölge âlimleri arasında ilk defa müellif tarafından Kürtçenin Kurmanci şivesinde yazılan eseridir. Miras konularını detaylı ve sistematik bir şekilde ele almaktadır.
3- Mecmu-ul Mesail (Fıkıh üzerine yazılmıştır)
4- Mecmu-ul Mesaile Şer'îyye (Fıkıh üzerine ya¬zılmıştır)
5- Manzum Takriz (Dini ve Tasavvufi Şiir Kitabıdır.); Allah ve Peygamber sevgisi başta olmak üzere dinî ve tasavvufî duyguların yoğun olarak işlendiği ilahîlerden oluşan bir kitaptır.
6- Tuhfetül Zakirin (Hadis üzerine yazılmıştır.) : Muhtelif hadis kitaplarından seçilerek Arapça metin ve Kürtçe tercümesi ile beraber alındığı bir hadis kitabıdır.
7- Hesap Risalesi (Kürtçe Matematik kitabıdır.)
TECVİDU'L-KUR'AN: Hocalara ve medrese talebelerine yönelik olarak yazılmış bu eserde Kur'an-ı Kerim'i tecvit üzere okumanın esasları ele alınmaktadır. Bu eser de bölgede Kürtçe yazılan ilk tecvit kitabı olarak bilinmektedir.
TUHFETU'L-AMİLÎN (FIKIH İLMİ): Şafiî Mezhebi üzerine yazılmış bir küçük ilmihal kitabı mahiyetindedir. İrşâdu'l-İbâd adlı eserin özeti mahiyetindedir.
TUHFETU'S-SIBYÂN (ÇOCUKLARA ARMAĞAN): Çocuklar için yazılmış temel dinî bilgilerin yer aldığı ve Şafiî Mezhebine göre yazılmış bir iman ve ilmihal kitabıdır
AKÎDETU'L-İMÂN: (İSLAM İNANÇ ESASLARI İLE İLGİLİ AKİDE METNİ) İrşâdü'l-İbâd adlı Şafiî İlmihali mahiyetindeki kitabının ilk bölümü olarak müellif tarafından neşredilmiştir
HUTBE KİTABI: Şafiî Mezhebi içtihatlarına uygun bir şekilde Cuma Namazı kılınmasını ve Cuma Hutbesinin okunmasını öğreten bir eserdir.
Yazının hitamına gelmişken şu temennide bulunarak kapatalım;
İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır. Yine hizmet eden, aynı zamanda insanların efendisidir. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v.);
"Kavmin efendisi, onlara hizmetkâr olandır." buyurmuştur. (Deylemî, Müsned, II, 324)
Sen çok hizmet ettin ve efendimiz oldun. Biz günahkâr kullar olarak bu hizmetin karşılığını verecek göçte değiliz. Ancak Cenabı hak mükâfatını kat kat verecektir. Bundan zere şüphemiz yok. Nitekim Allah Resulü ; ''Allah yolunda ayağı tozlanan kimseye cehennem ateşi dokunmaz.'' Diye müjdeliyor. Senin o yolda tozlanmayan bir yerin mi kaldı?
Ey efendim, ey büyük insan sendeki bu imanın sendeki bu hizmetin ve teslimiyetin karşılığı olarak, Allah makamını âli ve peygamberimize komşu eylesin, İki cihan Sultanı Hz. Muhammed Mustafa ya da Sallatü selam olsun.
Selam ve duayla.
SEYİTHAN KAYA