Seni kaybedeli tam dokuz ay oldu baba.
Dokuz aydır içimde dinmeyen bir boşluk, susmayan bir sızı, her geçen gün biraz daha ağırlaşan bir özlem var.
Arkana alıp büyüttüğün isimleri, senin emeğinle bir yere gelen insanları şimdi başka yüzleriyle görüyorum. Senin iyiliğinle yükselenlerin, senin bıraktığın mirasa, ailene, evlatlarına ve eşine karşı sergilediği bu vefasızlıkla karşı karşıya kalmak insanın içini yakıyor.
Senin merhametin büyüktü…
Belki de fazla büyüktü baba.
İnsanların içindeki eksikliği örttün, yaralarını sardın, yollarını açtın. Ama o merhamet bazı yüreklerde minnet yerine başka duygulara dönüştü; bugün küçümseyen, hor gören, kendince güç gösterisi yapan bir bakışa…
Ben artık senin gibi değilim baba.
İnsanlara sınırsız güvenmiyorum.
Herkese kapımı açmıyorum.
Herkes benim için özel değil… çoğu artık sadece birer tanıdık.
Ama şunu bil:
Senin onurun, duruşun, vicdanın hâlâ benim pusulam.
İçimde taşıdığım öfkenin karşısında senin sesin duruyor; "Dik dur ama adaletten şaşma" der gibi…
Seni kaybettiğim günden beri öğrendiğim en acı şey şu oldu:
İnsan, babasını kaybedince yalnızca bir ebeveyni değil; dünyadaki en sağlam duvarını da kaybediyor.
Dokuz ay geçti baba…
Ama yokluğun hâlâ ilk günkü kadar taze.
Adını andığım her an içimde bir şey kırılıyor, sonra senin hatıranla yeniden ayağa kalkıyorum.
Ruhun şad olsun…
Ben buradayım.
Senin adını, emeğini, bıraktığın izleri yere düşürmeden taşımaya devam edeceğim.