Şubat bile utandı bu yıl…
29'u basmadı bağrına.
Sanki o da biliyordu bazı yoklukların takvimlere sığmadığını.
Bazı gidişlerin günle, ayla ölçülemeyeceğini…
Babam…
Sen bizi bırakıp gideli çok oldu diyorlar ama
zaman dediğin şey sensiz ilerlemiyor ki.
Günleri saymak artık matematik değil, bir yük.
Her gün bir eksilme,
her sabah içimde biraz daha çoğalan bir boşluk.
Şubat bile lanetledi 29'u.
O bile kabul etmedi bu yıl 29'un varlığını.
Sanki "bazı acılar tekrar etmesin" dedi.
Sanki "bu yıl bir gün eksik olsun ama
bir baba daha eksilmesin" demek istedi.
Ama olmadı baba…
Senin yokluğun bir günle sınırlı kalmadı.
Takvimler ilerliyor ama
ben hep aynı günde kaldım:
senin gittiğin gün.
Şubat bile kabul etmezken 29'u
biz nasıl kabul edelim sensizliği?
Nasıl alışalım eksik doğan günlere,
eksik kalan cümlelere,
yarım kalan "baba" kelimesine?
Ben hâlâ seni bir yerlerde sanıyorum.
Bir kapı aralığında,
bir sesin ucunda,
bir "geldim" ihtimalinde…
Ama her defasında sessizlik çıkıyor karşıma.
Sessizlik dediğin de sensizliğin başka bir adıymış meğer.
Babam…
Şubat utandı, takvim sustu,
günler bile başını öne eğdi.
Ama benim içimdeki hasret
hiçbir aya sığmadı.
Hiçbir yıl azaltamadı seni.
Şubat bile kabul etmedi bu yıl 29'u…
Bizse her gün
senin yokluğunu kabul etmek zorunda bırakılıyoruz.
İşte en ağır olan da bu.