Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında Doğu Anadolu coğrafyasında patlak veren ve 1926 ile 1930 yılları arasında Ağrı Dağı çevresinde yoğunlaşan Ağrı Ayaklanmaları, dönemin uluslararası diplomasisini ve askeri stratejilerini derinden etkileyen en kapsamlı süreçlerden biri olarak tarihe geçti. Bölgesel aşiretlerin başlattığı, ardından dış destekli organizasyonların dahil olmasıyla geniş bir alana yayılan isyan hareketleri, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen kademeli askeri operasyonlar neticesinde 25 Eylül 1930 tarihinde tamamen kontrol altına alındı. Askeri harekâtların yanı sıra sınır değişikliklerine ve ağır insani kayıplara yol açan bu tarihi dönem, edebiyattan diplomasiye kadar geniş bir yelpazede derin izler bıraktı.
İsyanın Arka Planı Ve İlk Ağrı Harekâtı Süreci
Ağrı ve çevresinde yaşanan huzursuzlukların temeli, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Doğu Anadolu'da nüfuz kurmaya çalışan İngiltere, Fransa ve Rusya gibi aktörlerin bölgesel aşiretlerle kurduğu temaslara dayanmaktadır. İlk aşamada Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını destekleyen bazı yerel gruplar, Şeyh Said İsyanı sonrasında tutum değiştirerek merkezi yönetime karşı cephe almaya başladılar.
16 Mayıs 1926 tarihinde Soğanlı, Kızılbaşoğlu, Hesesori, Cilkanlı ve Bilhanlı gibi aşiretlerin İbrahim Heski önderliğinde birleşmesiyle Birinci Ağrı Ayaklanması resmen başladı. İran sınırını geçen bin kadar atlı birliğin de katılımıyla genişleyen isyanı bastırmak amacıyla Türk ordusu tarafından başlatılan ilk askeri harekât, sınır ötesi geçişlerin engellenememesi nedeniyle güçlükle ilerledi. Doğubayazıt'a çekilen ordu birlikleri Haziran ayında ikinci bir harekat düzenlese de isyancıların İran topraklarına kaçması üzerine diplomatik kanallar devreye sokuldu.
Gelişmeler karşısında Ankara Hükümeti, 5 Ekim 1927'de Lübnan'da kurulan Hoybun örgütünün isyanı uluslararası alana taşıma çabalarına karşı idari tedbirler aldı. Bu kapsamda il merkezi Doğubayazıt'tan Karaköse'ye taşınırken, direnişçileri vazgeçirmek adına yürütülen siyasi görüşmelerden netice alınamadı.
Ağrı Cumhuriyeti İddiası, Tendürek Ve Zilan Harekâtları
13 Eylül 1927'de başlatılan İkinci Ağrı Harekâtı ile Türk ordusu sınır hattına kadar ilerlese de, İhsan Nuri ve İbrahim Ağa liderliğindeki gruplar Hoybun Cemiyei'nin desteğiyle bölgede etkinlik kurarak bağımsızlık iddiasında bulundular. Bunun üzerine Türk Ordusu, 14-27 Eylül 1929 tarihlerinde Tendürek Harekâtı'nı icra ederek dışarıdan gelebilecek takviye hatlarını kesmeyi başardı.
28 Aralık 1929 tarihinde alınan hükümet kararı doğrultusunda 1930 yılının Haziran ayında Salih Omurtak komutasındaki birlikler Ağrı Dağı'nı 10 bin kişilik bir kuvvetle kuşatma altına aldı. 20 Haziran-12 Temmuz 1930 tarihleri arasında ise Van ile Karaköse arasındaki bölgede dış destekli isyancı unsurları temizlemek amacıyla Zilan Harekâtı gerçekleştirildi.
Zilan Deresi ve çevresinde yürütülen şiddetli askeri operasyonlar sırasında bölgedeki isyancı köyler boşaltılarak ahali Ercis'e sevk edildi. Dönemin Genelkurmay Harp Tarihi kayıtlarına ve basın organlarına yansıyan bilgilere göre, bombardıman ve çatışmalar neticesinde binlerce kişi hayatını kaybetti. İngiltere Dışişleri Bakanlığı raporlarında da silahlı grupların yanı sıra sivil kayıpların yaşandığına dair değerlendirmeler yer aldı.
Üçüncü Ağrı Harekâtı Ve Tarihi Sürecin Kültürel Yansımaları
İsyanın tamamen bitirilmesi amacıyla Türkiye, İran sınırları içinde kalan Küçük Ağrı Dağı'nın arkasını kuşatabilmek adına komşusuyla diplomatik temas yürüterek sınır ötesi harekat izni aldı. Yapılan sınır düzenlemesiyle Van'ın Kotur kasabası İran'a verilirken, Küçük Ağrı Dağı Türkiye sınırlarına dahil edildi.
1 Temmuz 1930'da başlayan kuşatma, 7-25 Eylül 1930 tarihleri arasındaki genel taarruzla noktalandı. Büyük ve Küçük Ağrı Dağı arasındaki ova çatışmalarında İbrahim Ağa öldürülürken, İhsan Nuri İran'a sığındı ve ayaklanma tamamen bastırıldı. Sonraki süreçte Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılamalarda 34 kişi idam cezasına çarptırıldı, 1938 yılında ise Karaköse olan ilin adı resmi olarak Ağrı şeklinde değiştirildi.
Yaşanan bu kanlı ve sancılı tarihi süreç, Türk edebiyatına ve sinemasına da doğrudan ilham kaynağı oldu. Yaşar Kemal'in "Deniz Küstü" romanında, Kemal Tahir'in "Yol Ayrımı" yapıtında ve Esat Mahmut Karakurt'un sinemaya da uyarlanan "Dağları Bekleyen Kız" eserinde Ağrı harekâtlarının insani ve siyasi boyutları detaylıca işlendi.





