Doğu Anadolu coğrafyasının köklü yerleşimlerinden biri olan Ağrı bölgesi, yüzyıllar boyunca hem insan kaynaklı siyasi dramlara hem de doğanın yıkıcı gücüyle şekillenen büyük afetlere tanıklık etmiştir. Tarihsel ve sosyolojik bağlamda incelendiğinde kentin geçmişine damga vuran iki büyük felaket, bölgesel hafızada derin izler bırakmış insani ve jeolojik yıkımlar olarak öne çıkmaktadır. Siyasi ve askeri gelişmelerin yol açtığı insani trajedilerden, devasa volkanik patlama ve depremlerin getirdiği doğal afetlere kadar uzanan bu acı olaylar, kentin toplumsal belleğini ve coğrafi yapısını kökten değiştirmiştir.
Siyasi ve İnsani Boyuttaki En Büyük Felaket: Zilan Olayları ve Ağrı Ayaklanmaları
Ağrı ve çevresinde gerçekleşen tarihsel süreçler içerisinde insani boyutu en ağır yıkım, 1926 ile 1930 yılları arasına yayılan Ağrı Ayaklanmaları ve bu dönemin en kanlı safhası olan Zilan Deresi olaylarıdır. Ağrı Dağı ve çevresinde patlak veren bölgesel Kürt isyanlarını bastırmak amacıyla dönemin askeri makamları tarafından kapsamlı harekâtlar düzenlenmiştir. Bu operasyonlar dahilinde, Temmuz 1930 tarihinde Ağrı sınırına yakın konumda bulunan ve günümüzde Van'ın Erciş ilçesi mülki sınırlarında yer alan Zilan Deresi bölgesinde büyük bir insani kriz yaşanmıştır.
Dönemin resmi ve gayriresmi tarihi kayıtları ile tanıklıklarına göre; gerçekleşen askeri operasyonlar sırasında aralarında çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlının da bulunduğu binlerce sivil hayatını kaybetmiştir. Bölgedeki yerleşim yerleri ve köyler yakılarak tahrip edilmiş, on binlerce insan ise doğup büyüdüğü topraklardan uzaklaşmak zorunda kalarak farklı bölgelere sürgün edilmiştir.
Zilan Deresi'nde yaşanan bu trajik süreç, yerel halkın sosyo-kültürel hafızasında telafisi imkansız yaralar açmış ve nesiller boyu aktarılan feryat dolu ağıtlara konu olmuştur. Yaşanan toplumsal dram, kentin yakın tarihinde izleri silinemeyen en büyük insani ve siyasi kırılma noktası olarak arşivlerdeki yerini korumaktadır.
Doğal Afet Tarihinin En Yıkıcı Günü: 1840 Ağrı Dağı Patlaması ve Depremi
Jeolojik ve doğal afetler açısından bakıldığında Ağrı bölgesinin karşı karşıya kaldığı en büyük felaket, 2 Temmuz 1840 tarihinde meydana gelen devasa Ağrı Dağı patlaması ve beraberindeki şiddetli depremdir. Aktif bir stratovolkan konumunda olan Ağrı Dağı'nda yaklaşık 7.4 büyüklüğünde devasa bir deprem tetiklenmiş ve ardından freatik bir volkanik patlama gerçekleşmiştir. Patlamanın yarattığı sarsıntı ve yüksek ısı nedeniyle dağın zirvesini kaplayan devasa buzul ve kaya kütleleri hızla eriyerek vadiye doğru akan çamur ve çığ akıntısına (lahar) dönüşmüştür.
Bu korkunç felaketin ardından dağın kuzeydoğu eteğinde konumlanan tarihi Ahuri (günümüzdeki Yenidoğan) köyü ve köy sınırları içerisinde yer alan ünlü Aziz Yakup Manastırı, saniyeler içerisinde tonlarca toprak, kaya ve buzul kütlesinin altında kalarak tamamen haritadan silinmiştir. Tarihi kaynaklar ve dönemin gözlemleri, söz konusu felakette 1.300 ila 2.500 arasında insanın anında yaşamını yitirdiğini kaydetmektedir.
Volkanik patlama ve lahar akıntısının etkisi yalnızca tek bir köyle sınırlı kalmamış; devasa çamur dalgası Ağrı Ovası ile Doğubayazıt bölgesindeki yüzlerce yerleşim yerini harabeye çevirmiştir. 1840 yılında yaşanan bu jeolojik felaket, bölgenin topoğrafyasını değiştirmiş ve Doğu Anadolu'nun kaydedilmiş en yıkıcı doğal afeti olarak tarihe geçmiştir.