DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde 26 Eylül’de düzenlenen “Toprağımıza Sahip Çıkıyoruz” ekoloji mitinginde konuştu. Mollakara’daki altın madeni projesi üzerinden maden faaliyetlerinin doğa, su kaynakları, tarım ve hayvancılık üzerindeki olası etkilerine değinen Bakırhan, “Dağları patlatmayın, ovaları kirletmeyin, sularımızı kirletmeyin” çağrısında bulundu.

Bakırhan, Diyadin’de dağların ve kayaların patlatıldığını, Murat Havzası’nda siyanürle altın arandığını belirterek, şirketlerin daha fazla kâr elde etmesi amacıyla halkın doğasının ve suyunun göz ardı edildiğini savundu. Lice, Akbelen, Kaz Dağları, Varto ve Karlıova’daki çevre mücadelelerine de değinen Bakırhan, Kürt halkı ile Türkiye’nin farklı halk ve inançlarının doğanın talan edilmesine karşı çıktığını ifade etti.
“Rantçılara topraklarımızı bırakmayacağız”
Kürt halkının 30-40 yıl önce savaş ve şiddet nedeniyle köylerinden, yaylalarından ve topraklarından göç etmek zorunda kaldığını belirten Bakırhan, maden faaliyetlerinin yeni bir göç sürecine yol açabileceğini savundu.
Bakırhan, “Dün savaşa ve şiddete bırakıp gitmediğimiz bu topraklardan asla göç etmeyeceğiz. Rantçılara, toprağımızı zehirlemek ve bir parça altın alıp gitmek isteyenlere asla topraklarımızı bırakmayacağız, asla göç etmeyeceğiz” dedi.
İktidarın Diyadin’de yatırım yaptığını söylediğini ancak fabrika açılmadığını, işsiz gençlere istihdam alanları oluşturulmadığını ve hayvancılığın geliştirilmediğini dile getiren Bakırhan, Mollakara’nın madenciliğe açılmasına tepki gösterdi.
Maden faaliyetlerinin Murat Nehri’ni, tarım alanlarını ve meraları etkileyebileceğini söyleyen Bakırhan, “Asıl barış toprakla barıştır, Kürt'ün suyuyla barıştır, Kürt'ün dağıyla barıştır. Kürt'ün geçimini sağladığı ovalarla, orada yaşayan insanlarla ve canlılarla barıştır” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, “Elinizi mezralarımızdan, suyumuzdan, topraklarımızdan, geçmişimizden çekin. Yaşamımızdan elinizi çekin” dedi.

“Halkın onayını almadan altın aramayacaksınız”
Mollakara’da vatandaşlarla görüştüğünü belirten Bakırhan, bölgede ağır iş makinelerinin çalıştığını ve kaya patlatıldığını söyledi. Mollakara’daki madenin Ankara açısından 2,5 milyar dolarlık bir değer olarak görüldüğünü, ancak Diyadin halkı açısından bunun rant, bölgede yaşayan canlılar açısından ise “katliam” olarak değerlendirildiğini ifade etti.
Bakırhan, “Halkın onayını almadan sadece Mollakara’da, Diyadin'de değil; Türkiye'nin hiçbir yerinde siyanürle altın arayamayacaksınız” dedi.
Ergene Nehri örneğini vererek sanayi ve maden faaliyetlerinin su kaynakları üzerindeki etkisine dikkat çeken Bakırhan, “Murat Nehri’ni zehre çeviremeyeceksiniz” ifadelerini kullandı.
Murat Nehri’nin kirlenmesi halinde Ağrı’nın yanı sıra Fırat ve Mezopotamya’nın da bundan etkileneceğini savunan Bakırhan, “Evet, altınsız insanlar yaşayabilir ama Murat Nehri olmadan Ağrı, Diyadin yaşayamaz” dedi. IndyTürk
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni faaliyetlerine de değinen Bakırhan, siyanürle altın çıkarılmasının bölgede yaşayanlar, hayvan yetiştiricileri ve arıcılar üzerinde olumsuz sonuçlar yarattığını ileri sürdü. İliç’te daha önce yapılan uyarılara karşı “her şey kontrol altında” denildiğini belirten Bakırhan, 2024’te meydana gelen maden faciasında 9 işçinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı.
Bakırhan, “Her şeyin yolunda olması için siyanürle altın aramaktan vazgeçin” diyerek maden projelerinde bölge halkının onayının alınmasını istedi.
“Ovalar, nehirler sahipsiz değildir”
Diyadin halkının hayvancılığa destek, gençlere iş, esnafa kredi ve çocukları için sağlıklı bir gelecek istediğini söyleyen Bakırhan, “Diyadin halkının ne istediğini Diyadin halkına sorsunlar” dedi.
Kaz Dağları, Akbelen, Lice ve Varto’da olduğu gibi Mollakara’da da doğaya sahip çıkmaya devam edeceklerini belirten Bakırhan, bölgedeki doğal kaynaklardan elde edilen gelirin Ankara’ya aktarılırken Diyadin ve Ağrı’ya çevresel yüklerin kaldığını savundu.
“Bu bölüşüm adil değil” diyen Bakırhan, Ağrı ve Diyadin’e yatırım yapılması, fabrika açılması, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Bölüşümün Kürt illerinin doğal kaynaklarından gelir elde etmek değil, bu bölgeleri Türkiye’nin batısındaki kentler gibi kalkındırmak, altyapısını geliştirmek, işsizlik ve yoksulluğu azaltmak olduğunu söyledi.
Hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğu olduğunu belirten Bakırhan, meraların ve tarlaların maden ruhsatlarına açılması halinde bölgedeki insanların hayvancılık yapamayacağını söyledi.
Bakırhan konuşmasını, “Kürt illerindeki dağlar, ovalar, nehirler sahipsiz değildir. Değildir. Onların sahipleri belki bugün burada yüzler, binlerdir ama yarın bu adaletsizlik büyürse yüz binlerle, on binlerle karşısında durur” sözleriyle tamamladı. Doğanın talan edilmesinin insanların yerinden edilmesine yol açacağını savunan Bakırhan, bunun adalet, vicdan ve devam eden barış süreciyle bağdaşmadığını söyledi




