Egazete


  • Perşembe 11 °C / 2 °C Güneşli
  • Cuma 13 °C / 5 °C Güneşli
  • Cumartesi 12 °C / 5 °C Parçalı bulutlu

Ağrı

24.10.2019

  • İMSAK 04:57
  • GÜNEŞ 06:20
  • ÖĞLE 11:57
  • İKİNDİ 14:55
  • AKŞAM 17:24
  • YATSI 18:42
  • BIST 100

    99.785%1,94
  • DOLAR

    5,7404% 0,11
  • EURO

    6,3964% 0,20
  • GRAM ALTIN

    274,82% -1,10
  • ÇEYREK ALTIN

    453,453% -1,10


Anahtar Kelimeler: YAZAR BOZAR

ALİ YAZAR VELİ BOZAR

SEYİTHAN KAYA

Rahmetli Barış Mançu’nun;

Ali yazar Veli bozar

Küp suyunu çeker azar azar

Üzülmüşüm neye yarar?

Keskin sirke küpüne zarar.

 Şarkı mısralarını hemen hepimiz gülümseyerek dinlemişiz veya mırıldanmışız.

 Bazı sözler çok kısa olmasına rağmen taşıdığı mana anlamlı, derin ve geniştir.

 Mançu’nun bu şarkı sözlerinin  mana bulduğu en geniş alan sanırım siyaset sahnesidir (alanı). Neden mı? Çünkü bir siyası parti yada belediye başkanı  bir icraata imza atıyor veya bir irade ortaya koyur, ondan sonra gelen bir başka parti yada belediye başkanı o icraatı tamamı ile ortadan kaldırıyor. Kısacası  Birisi yapıyor öbürü  yıkıyor, biri ihya ediyor öbürü bozuyor, birisinin ak dediğine diğeri kara diyor, birinin bin bir emekle ve maliyetle yaptığı bir icraatı diğeri hiç tereddüt etmeden tamamını ortadan kaldırabiliyor. Bazen de  yapılan icraatın üzerine öyle  acımasızca gidebiliyor ve hata bu icraat sahibini bu icraatından dolayı vatana ihanet suçlaması ile itham edebiliyor. Kısacası, Ali yazıyor Veli  bozuyor.

 Aslında bu sosyal ve siyasal bir ilettir bir hastalıktır. Ne yazık ki bu iletin tarihi siyasi tarihle  eşdeğerdir.

 Eğer seksenler öncesine giderek hafızalarımızı tazeleyecek olursak yada o günlerin arşivlerini karıştırırsak daha çok ilginç şeylerle karşılaşabiliriz.

Mesela, o dönemlerde iktidarda olan hükümet ortağı ve  Milli Selamet Partisi  genel başkanı  ve başbakan yardımcısı  Rahmetli Erbakan hoca  Ağır sanayi hamlası çerçevesinde Anadolu’nun çeşitli yerlerde temeli attığı fabrikaların temelleri  bir müddet sonra iktidara gelen Yeni hükümetin Başbakanı tarafından  yerinde sökülerek araba ve traktörlerle yerlerde sürükleye sürükleye seçim meydanlarında dolaştırıyordu ve bunlar hayalı yatırımlardır diyordu.

 Bu ülke bu türden olayları görmüş, yaşamış ve bedelini de ağır ödemiştir. Neticede yine kayıp eden insanımız ve ülkemiz olmuştur.

 Konuyu şuraya getirmek istiyorum; Son yerel seçimlerden sonra el değiştiren belediyelerdeki  işçi çıkarma furyası.

 Bu yanlışların kurbanı olan asgari ücretin altında bile çalışmak zorunda kalan bir sürü insan mağdur ediliyor. Bu insanlar zaten kıt kanat geçiniyorlar. Buna rağmen beli bir aile düzen kurmuşlar, çocuk okutuyorlar, icabında kredi kartı borçları olanlar vardır, Banka borçları vardır. Bu şahısları işten çıkardınız peki çoluk çocuğuna ekmek götürmiyecek mı? Bu insanlar aç mı  kalsınlar, çocuklarını okula göndermesinler mı?

 Bu işçi kıyımı yapan belediyeler belki de  efendim, bizde önceki belediye yönetimi politik davranarak  gereğinde fazla personel almıştır ve hatta meşhur deyimle çoğu bankamatik memur ve işçilerdir. Doğrudur aynen öyledir katılıyoruz. Ancak, Onun yaptığı o yanlışı sende yanlışla mı düzeteceksin?

 Yoksa erdemlik gösterip  fikirleri, zikirleri, siyası görüşü ne olursa olsun bu asgari ücretli garibanların yuvalarını yıkmayım,düzenlerini bozmayım deyip yeni istihdam alanları açarak başka gariban insanlara ekmek kapılarımı açacaksın?

 Zaten bir görevinde bu değil mı? Yoksa belediyeciliği çer çöp,toplamak kanalısı yon temizlemekten ibaretten mı zan ediyorsun?

Eğer aksısını yaparsanız bu gariban insanların çoluk çocuğunun bedduasını alırsınız,ahını alırsınız hem bu dünya ve hem öbür dünyada elleri yakalarınızda olacaktır. Ah almayınız zülüm yapmayınız, zülüm ile abad olunmaz. Zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur.

Unutmayınız ki: <<Mazlumun ahi indirir şahı>>

Bir manevi  büyüğümüz;

“ Euzu billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyase’’

 diyerek Kırlı siyasetten (siyaseta qreş) Allah’a sığınmıştır.  Bizde aynen katılıyoruz ve kirli siyaset için Euzu billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaset diyoruz.

Birde işin diğer boyutuna bakalım yani politik personel alımı. O meşhur vasıflandırma, günün sözü “BANKAMATİK MEMURLAR’’

Konu ile alakalı olduğundan 18.02.2003 tarihli gazetede ki köşe yazımı sizinle paylaşmak istedim.

 << BANKAMATİK MEMURLAR

 Bu yazının başlığını okuyan bazı memur arkadaşlar bana sitem edebilirler. Ama yazının içeriğini okuduktan sonra eminim ki  hak verecekler. Zaten bende o camiada gelen birisiyim.

 Niye Bankamatik memurlar dedim. Aslında bu cümle bana ait değil sayın Başbakanımız  Abdullah Gül’e aittir. Peki o niye böyle bir cümle kullanma ihtiyacını hissetmiştir ?  Demek ki; çok ciddi ve anormal olaylarla karşılaşmış ki  böyle konuşmak zorunda kalmıştır.

 Bu konuda gazetelerde Başbakanın bir açıklamasını okumuştum. Yakınıyordu. Yakındığı konu ise bankamatik memurlar idi. O yakındığı kurum ise başında bulunduğu Başbakanlıktı.

 Yani başbakanlığın bir biriminde 80 tane memur maaş alıyormuş. Ama; Yalnız bir tanesi göreve geliyormuş. Diğerlerini ise ne bilen varmış ne de tanıyan. Yalnız her ay başında muntazam olarak bankamatikten maaşlarını alıyorlarmış.

 Demek ki; bir kişilik işe 80 kişi alınmıştır. Yani 79 kişilik kadro fazladır ve politiktir.

Başbakanlık durumu bu ise acaba diğer kurumların durumu nedir?

 Sayın Başbakan, işini aksatmayan bu fedakar! İnsana sahip çıkmalı ve hatta ve hatta güzel bir ödül ile ödüllendirmelidir. Yoksa bunu da kaçırırsa Başbakanlıkta adam bulamayacaktır.

 İşin esprisi  bir yana bazı kurumların kadrolarlı politik nedenlerle gereğinden fazla şişirilmiştir.

 Bu durum tarihteki bir olayı hatırlattı. Tarih tekerrürden ibarettir diyenlere hak vermek gerekir galiba.

 (2. Abdülhamit Han zamanında  Gümrük emini olan Hasan Fehmi Paşa; bilgili, faziletli ve aynı zamanda sabırlı, cesur bir devlet adamı imiş. Bugün  olduğu gibi o devirde de memuriyet yegane geçim vasıtası olduğu için lüzumsuz bir çok memur alınırmış. Bunların çoğu iş olmadığı için vazifelerine gelmezler fakat ay başında maaş almak için daireye uğrarlarmış.

 Hasan Fehmi Paşa bir gün ani bir baskın yaparak daireyi teftiş eder. Fakat odalarda kimse yoktur. Hemen her oda bomboştur. Yanındakilere:

 -Bu ne rezalet, memur vazifesinin başında bulunmasa, halkın işini kim görür. Tabii bu gün git yarın gel, diye söylenerek Mektubi kalem odasın girer. Katip, masanın üzerine uzanmış horul horul uyuyormuş. Yanındakilerden biri katibi uyandırmak için atılınca Paşa adamın kolunda tutar parmağını ağzına götürerek;

 -Suuus… Aman dokunmayın, uyanırsa o da gider, değer.)   

 Yazıyı Barışın sözleriyle başladık yine Barışın sözleri ile bitirelim;

Of offf ...

Barış yolun sonunda

Yürü demek boşuna

Hayat duruyor dostlar

Ben durmuşum çok mu?

Yaşam bitiyor dostlar

Ben bitmişim çok mu?

Ali yazar Veli bozar

Küp suyunu çeker azar azar

Üzülmüşüm neye yarar?

Keskin sirke küpüne zarar.

 SEYİTHAN KAYA

  DOĞUBAYAZIT